http://www.yildizdagi.com/

19 Ekim 2019 Cumartesi

Köroğlu Yıldız Dağında

koroglu-yildiz-daginda-

Köroğlu; Yıldız dağına ava çıktığı, şahin uçurup davul çaldığı, Yıldız dağında bir mağarada yaşadığı,Beni Yıldız dağındaki bir mağaraya götürüp bırakın.Orada ölüp gideyim...
22 Haziran 2013 Cumartesi 10:21

 Tirkiş Cumageldiyev(Man - )

Man vilâyetinde doğan Tirkiş Cumageldiyev'inilk eseri "Bezekli Gelin" adıyla 1957 yılında "SovyetEdebiyatı" dergisinde yayınlanmıştır. Ondan sonrao, kısa bir sürede çok verimli bir yazar olarak kabuledildi. Onun çeşitli zamanlarda neşredilen "KorkuluYaz", "Yenge", "Ömür Davası", 'Telaşlı", "ArzuluMekân" gibi arka arkaya okuyucuya sunulan ki-taplarında, uzun ve kısa hikâyeler yer alıyor. Onlarınbir çoğu çeşitli ödüller kazandı. Yazarın "BağrımızınBağlılığı", "Şaşkın", "Daşrabat", "Kara Yıldırım" adlıromanlarını, edebiyat camiası samimiyetle karşıladı.Mahtumkulu adındaki devlet ödülünün sahibi olanyazarın "Gönül Mektubu", "Ömür Davası", "Ko-yunlar Ve Kurtlar", "Kaygı" gibi bir kaç piyesi de var-dır. Eserlerinin çoğunluğu Rusça'ya tercüme edil-miştir.•


KARA YILDIRIM/ Birinci Bölüm

            Nobat bir ara kulak verip dinledi, gözlerini kal-dırmadı. Sonra ağır bir kaygıyla kendini teselli ede-rek:

            Bu dünyadan göçmeyen var mı? Sabah gelenakşam gitme ile, dedi. Şimdi de bu uzun kıssayı an-latacağına inancı yoktu, insan, derde alışıp gidiyor.Gizli sırrın ve derdin azı yok. O, Köroğlu'nun ölümkıssasını kendi gizli sırrına çevirmiş, alışmıştı. Onunderdini deştiler. Etraftaki sevimsiz sessizlikten ken-dini beklediklerini hissetti:- 
           Siz beni merak etmeyin! İlerdeki kara dağlarıntaşını sırtımda taşıyayım. Böylece, olur olmaz yük-ten kurtulurum.
          Ona cevap veren olmadı. İnsanlar, bahsinin ke-derli kıssayı anlatacağı anı bekliyorlardı. Nobat daartık çaresi kalmadığını anlıyordu. Bahane arıyordu.Şimdiye kadar il içinde yapmadığı işi yapacağını an-lamış tereddütten kurtulmak, sakinleşmek içinsebep arıyordu.
          On iki yaşında bir çocukken dedesi onu Bal-kan'a götürmüştü. Çoban çadırında konaklamışlardı. O gece, dedesi çobanlara Köroğlubeyin ölümünü anlatmıştı. Dedesinin anlatması içinsebep neydi ki? Eğer bu sorunun cevabını açık ola-rak bilseydi, şu an ona yenik düşecekti. Yazık! Onungüveni sarsıldı.- 
         Eski sohbetçiler şöyle derler: Bir rivayete göreKöroğlu bey ömrünün sonuna doğru, kırk yi-ğidinden, Övez oğlundan ayrıldı. Onlar ecelleri gelip,kaderin emrettiği gün kendilerine ulaştığında ölüpsaf saf dizildiler. Büyük bir meclis Köroğlu'ndan ay-rıldı gitti. Köroğlu, Ağayunus, Gülşirin cariyesi, üçükaldılar. Kırat dersen, kuyruktan, yaldan, toynaktanayrılmış, orada burada geziyordu...
         Nobat, çocukluktan hatırında kalan sözleri tek-rarlayıp dururken: "Dedemi dinleyen çobanlarla bu-rada oturanların derdi aynı olsa gerek." dedi. Derdibenzeyen adamların isteği de, türküsü de benzerolur.
         O Binkışlak'tan beri susuzluktan kurumuş çöl-leri, ovalan, dağları gözünün önüne getiriyor. Yü-rünen yollar, geçilen menziller, terkedilen yurtlar,mezarlıklar, harabeler... Belli bir yerde mekân tut-madan kona göçe yaşanan hayat hatıralarına dalıpgitti. Ölüm hakkındaki tesirli kıssa, onu, eskisi gibikorkutmadı.
         Çocukluk devrinden uzaklaştıkça, sonraki de-tayları, hangisi olduğunu açıkça göz önüne getirmekzor oluyor. Ama Nobat, bu zamanı açıkça ha-tırlamıştı.Balkan dağları, gözüne gezinti yeri gibi göründü. Daha önceleri hep uzaktan gördüğü bu karahevesle bakardı. Arzusu dağlardaydı. 
         Balkan'ın karlıtepelerinden, hafif dumanla kaplanan kayalarından,parça parça dönen vadilerinden Kırat'ını kişneterekKöroğlu'nun çıkacağını zannederdi. Köroğlu, aşağıdaki geniş sahraya göz gezdirdiği zaman Nobat'ıgörmeliydi. O, Nobat'ı görmesin de kimi görsün?!Nobat, Köroğlu hakkında dedesinin anlattığı bütünkıssayı hatırlıyordu. "Köroğlu beni Kırat'ın sırtınabindirip ta o dağlara, Çamlıbel'e gider. Bahçelere .gider, bülbüllerin sesini dinlerim."
        O, bülbül denen kuşu görmemişti.
        Nobat, on iki yaşında dağlara, arzu ettiğimekânlara, bahçelerle dolu Çamlıbel'e gitti. Onu Kı-ratlı Köroğlu alıp gitmedi. Dedesinin atının sırtınabinip gitti. Güz günleri, hava sıcak, kuraklık. Sararmışova, bezmiş, bıkmıştı ama, bir türlü kurtulamıyordu.Nobat'in hevesini artıran tek bir şey vardı. Batıdakidağlar gezilecek gibi görünüyordu. Dağlar gittikçebüyüdü fakat, yaklaşıldıkça geri çekilmiş gibiydi.
        Nobat, dedesinin yaptığına şaşırdı: "Oğlum,sini Çamlıbel'e götürüyorum." demedi. Ko-nuşmuyordu. En sonunda ellerinin kımıltısı kaldı. Kızkardeşini eğerin süslü yerine bindirmiş, atı kendi halinde yürüyüşe bırakmış, uyukluyordu. Atın sırtındaoturmak zaten yeterince cezaydı.
       Öğleden hemen sonra dağa ulaştılar. Ço-banlarla konakladılar. Nobat, başına dayakla vu-rulmuş gibi şaşkındı. Çıplak kayalardan başka et-rafta gözü eğlendirecek hiçbir şey görünmüyordu.Hazan yeli vurmuş gibi toz vardı. Rüzgarın kederlive bezdirici uğultusundan başka bir ses de yoktu.- 
       Dede, Çamlıbel nerede, hani Çamhbel?
       Dedesi:
       - Hey oğlum, sen hala çocukmuşsun, deyip başını okşadı.- Zamane uğursuz oldu, herkes bahçeliÇamlıbel'i bekliyor, oğlum. Herkes kendi Çamlıberiniarzuluyor, deden de bekliyor. Tebriz'de Azer" bahşıyıdinlemiştim. Onların da Köroğlusu var. Ey oğul, obahşı, Köroğlu beyi hikâyesinde yaşatmadı. Suratınatokat atasım geldi. "Merde yaraşacak mert ölümübulmadın mı?" dedim. Ömrünün sonunda KöroğluMekke'ye, hacca gitmiş. "Kimden duydun?" dedim.Biz de Köroğlu'nu biliriz. Hacca gittiğini bilmiyorum.İsfahan'a varmadan yolda nâmert düşman basıyor,önce Kırat'ı sonra da Köroğlu'nu öldürüyorlar.Acaba Köroğlu, silahını teslim edecek mi? Eli silahsızölmek Köroğlu'na yaraşacak?


O gece, Nobat, Köroğlu'nun ölümünü anlattı.Nobat, gözyaşlarını saklayamadı, ağladı. Her nefesalışında titreyen çenesini saklamaya gücü yetmedi.Onun ağlayışını kimse garipsemedi. Köroğlu gibimerdin ölümüne ağlayan oğlana sabır ve güvenlebakıyorlardı.
      O gece Nobat, Köroğlu'nun öldüğüne inandı.Eğer kara dağlara gelmemiş olsaydı, boş derelerigözü ile görmemiş olsaydı, inanmazdı. Yüzünü yerekapatıp ağlayan oğlan hareket etmeden uyuyupkaldı. Üstüne bir örtü örttüler.
      O gece o, gizli arzularıyla, çocukluğu ilevedâlaşmıştı. Belki, dedesi Nobat'ın çocukluk ar-zularını bildiği için, onu Balkan dağlarına getirmiştir?Köroğlu'nun ölümü hakkındaki kıssayı özellikle an-latmıştır? Çocukluk mevsiminin bittiğini Nobat his-setsin demiştir?
      Nobat, Köroğlu'nun mertçe ölmesinden gu-rurlanmışti, eli silahlı ölmek yiğide, kahramana yaraşır.Böyle de olsa, Kırat nerede? Hayvan, Köroğlu'suzyaşar mı? O, dedesinin kıssasında bu sorusuna cevapbulamamıştı. Köroğlu'nun kıssasını anlatırken aklı ye-mekte olan dedesinin Kırat'ı unutmuş olması damümkündü. Nobat sormaya çekiniyordu. Bu kıssayıunutmak istiyordu. Beceremedi. Belki de her bahşıyaömründe bir defa da olsa Köroğlu'nun ölümünü an-latmak, insanlara da bu kederli kıssayı bir kere de olsadinlemek farzdır, diye düşündü.Nobat'ın gözleri yumuldu. Hayâlinde bahçelibağlı Çamlıbel'e gitti. Hevesle değil, kaygı ve gamla gitti. Orada kendisine, hazan yeli vurmuş, pazan bo-zulmuş Çamlıbel; yüz yirmi yaşında, elinden aya-ğından, belinden kuvveti kaçmış bir Köroğlu ba-kıyordu.
      Artık gençlik gücünden ayrı düşen Köroğlu ileçocukluk arzuları masala dönüp giden Nobat yüzyüze geldi. İkisi de Nobat'm elindeki dutara yapışıpsohbete başladılar.
      KÖROĞLU : Eski sazını eline alıp damarlarlakaplanmış bileklerini sıvayıp sırtını büküp, uzun aksakalını titretip geçmiş günlerini hatırladı. Kırk yiğidi,Övez oğlu ile bade içip, kelime oyunlarıyla atıştığısefâlı günlerini, belleri incecik, güzel kızlar ile oy-nayıp gülüştüğü devrânlı günlerini hatırladı. Dokuzağaçtan kurşun geçirip döğüştüğü günleri, Kı-zılbaşlara aslan heybetiyle vuruşunu, şahların elâgözlü kadınlarla kucaklaştığı günleri, Yıldız dağınaava çıktığı, şahin uçurup davul çaldığı, mutlu olduğugünleri hatırladı. O sefâlı günler yine gelseydi, deyipağladı.
      NOBAT : Gelmez, gelmez Köroğlu! Bu dün-yada kalıcı hiçbir şey yoktur. Sen, Ağayunus perininsözüne kulak ver. "Bu yalan dünyanın beş gündevrânı, göz yumup açmeaya kadar geçer, Köroğlu."Böyle olmasaydı, Ağayunus peri bu yalancıyı, gencide konanı da göçüren bozuk meydanla bir tutarmıydı, acaba?! Fani dünya vefasızdır, kötüdür! Kö-roğlu, sen kendini hala dirilerin kervanından sa-yıyorsun. Dokuz ay ananın karnında yatıp, sonra buyalancı dünyaya gelip gözünü açtığın günlerde di-riydin, Köroğlu. Bir yaşında iyiyi, kötüyü bilmeden,iki yaşında ana babanı tanıdığın günlerde diriydin,Köroğlu. Üçünde konuşmaya başlayıp dördündetaş attığın günlerde diriydin, Köroğlu. Altı yaşındasaz peşinde koştuğun, sekizinde dişinin düştüğü, do-kuzunda öğretmene selâm verdiğin, on birinde di-viti, kalemi eline aldığın günlerde diriydin, Köroğlu.On dört yaşındaki heyecanlarınla, on beşinde dü-şüne kızlar girdiğinde, onların aşkıyla coştuğun gün-lerde diriydin, Köroğlu. Yirmi yaşında sıçrayıp du-rurken, otuzunda kılıcınla kanlar saçarken, demirdençektiğin, gücün kuvvetin hadden aşarken diriydin,Köroğlu. Kırk yaşında arslan gibi kükreyip sal-dırdığında, ellisinde fil gibi haykırıp demiri kır-dığında, altmışında tövbe taksir ettiğinde, pey-gamberin yaşı gibi altmış üçünü yaşadığında,diriydin, Köroğlu. Tehlikeler içinde naralar atan birdeve gibiyken ağzından ak köpükler saçarken di-riydin, Köroğlu. Bey! Yazık oldu, şimdi yaşlandın; Za-manı geçmiş bostan gibi kurudun! Yaşlılık, ölümünbaşlangıcıdır, Köroğlu! Hiçbir şey baki değildir.Ademden beri hayatın kuralı budur. Geçenlerdenörnek al. Yüz bin pehlivanı yenen kırk atlı, ağır gürzlüRüstem Zal öldü gitti. Büyük tabip, dört bin dört yüz yıl yaşayan Lokman Hekim öldü gitti. Âleme hük-meden İskender Sultan ecele çare bulamadı, so-nunda o da öldü gitti. Gökyüzü tahtında uçan Sü-leyman öldü gitti. Bu yalancı dünyada kalan yoktur.Gamlanma Köroğlu!
       KÖROGLU : İnsan yüreği taştan değildir, et-tendir. Nasıl gamlanmasın? Yaşlanınca gözdenuyku kaçar. Köroğlu, tan atmaya başlayınca Ağa-yunus ile Gülşirin'i kaldırır, gönlünün dileğini söyler:Kırat meydana çıkmadan beni dışarı çıkarın, son ne-fesimde Kırat'ımı göreyim. Böyle itikatlı, vefalı bircanlı bulmak hacca gitmek kadar sevaptır. Sonra dasarayım, tahtım, kırk yiğidim, Övez oğlumla, mecliskurduğumuz yerlerle vedalaşayım. Köroğlu'nuKırat'ı, halk böyle kötü haldeyken görmesin. Beni Yıldız dağındaki bir mağaraya götürüp bırakın.Orada ölüp gideyim.
       Köroğlu'na destek olmak için, bir koluna Ağa-yunus, bir koluna Gülşirin girdi ve onu dışarı çı-kardılar. Dış kapıya yaklaşınca Kırat'ın kişneye kiş-neye dolaştığını gördüler. Köroğlu'nu Kırat'ınyanına götürdüler. Ne görse iyi! Kırat'ta ne kuyrukkalmış ne de vücut. Yaşlanmış, iyice çökmüş. Gözleriçapaklanmış, akan yaşlar tozla karışıp topak topakçamurlaşmış. Kaburgaları sayılacak kadar arık-laşmış, toynakları çatlayıp yarılmıştı. Nerde her za-manki kamış kulaklı Kırat?! Köroğlu'yla tek başınavuruşmaya gittiğinde dağdan taştan çekinmeyen ,diğer atlardan hemen seçilen, savaş günlerinde fırılfırıl dönen Kırat nerde?
       Köroğlu, hüngür hüngür ağladı: "Kıratım, canKıratım, seni böyle perişan halde göreceğime göz-lerim kör olaydı daha iyiydi. Ben neyleyeyim. Bendegüç, sende takat yok."
       Köroğlu'nu meyhaneye götürdüler. Orada da nemeclis ne saz var. Hiçbirinden iz yok. Kalede tozlaruçuşuyor. Bağ bahçeyi hazan vurmuş, ekin alanınadönmüş. Kırat harap olmuş, harabeye dönmüştü.
       NOBAT : Köroğlu bey, ben senin bağlı bahçeliÇamlıbel'ini Balkan dağında kaybettim. Senin sefâhYıldız dağında bugün yılanın yalayacağı kadar çıp-lak kara taşlı kayalar var. Senin soğuk sulu çeş-melerin, çayların körelmiş. Köşklerinde, ey-vanlarında, heybetli kalelerinde korkunç harabelerkalmış, baykuşlar mesken tutmuş. Ilık gölgeli bağbahçelerine hazan yeli vurmuş, bülbüller uçmuş,dağ deresini kara kargalar basmış, Köroğlu!
      Nobat, fikir değiştirdi: "Dede, kıssayı an-lattığında Kıratı unuttun. Onu atladın, dede. Kö-roğlusuz Kıratın yaşamayacağını bilirsin. Kırat, Kö-roğlu'nun kanadı, vücut ölünce kanat kalmaz. Seninunuttuğunu buradakilere anlatsam ne olur? Sabahkalkıp babasından sonra atıyla selâmlaşan ilin isteğiile. Kırat, sahibinin başucunda uzanıp yatsa, ya-kışmaz mı acaba?

      Nobat, gözünü açtı. Yüzleri asık oturan adamları gördü. Kapıya yakın tek dizinin üstünde oturanyiğit, diğer dizine çenesini dayamış, başını kaldırmadan burnunu çekiyordu. Yamalı dizi gözyaşıyla ıslanmıştı. Kenarları parçalanmış yünlü kalpağının altından geniş, düz alnı görünüyordu.Nobat, onun gözlerine bakmaya cesaret edemedi.Gözler, kaşlara gömülmüştü. "Belki, bu yiğit, Kö-roğlu'nun öldüğünü ilk defa benden duymuştur. Aslında Köroğlu'nun öldüğünü halkın bilmemesi gerekir. Bu zararlı da. Bahşılar, bu yüzden bunuanlatmaya heves etmezler. Köroğlu'nun öldüğüne,tekrar dirileceğine ümit bağlayanlar halk arasında azmı yoksa... Belki de ben, bu acılı kıssayla insanlarınümidini kesiyorum?"
      Nobat:
      - Ey insanlar, artık hikâyemizi bitirelim, dedi.
      Razı olmadılar. Nobat, kendini teselli etti.İnsan ağladığında yüreğim boşaltmasa ra-hatlayamayacak. Her şeyin, sevinç olsun, kaygıolsun, sonu vardı. İnsanlar ortada kalmayı sev-miyorlar. Ölüm de çeşit çeşit oluyor. Namert ölümvar, mert ölüm var. Köroğlu'nun ölümü merdinölümü. Merdin ölümünü duymak insanları aciz-leştirmez. Merdin ölümüne ağlamak ayıp değildir.Sen doğru söyledin, Ak Murat. Merdin ölümüne ağ-layan halk, merttir. Düşman ona diz çöktürmeyi ba-şaramaz.
      Nobat, tekrar gözünü yumdu. Köroğlu beyinkıssası devam etti.
      KÖROĞLU : Şimdi haberi hünkâr padişahtanişitin. Köroğlu'nun Yıldız dağında yalnız kaldığımherkes öğrendi. Hünkâr bir gün beylerini, ko-mutanlarını toplayıp şöyle dedi: "Ey beyler, ko-mutanlar! Köroğlu sünn", Yıldız dağında bir ma-ğarada yaşıyormuş. Onu benim karşıma diri getirin.Onun birçok savaş hüneri var, onları öğrenelim.Sonra da etini doğrar, kendine yedirir, seyrederiz.Ona iyice eziyet ettikten sonra öldürelim. Öyle ezi-yet edelim ki, bugüne kadar hiç kimse böyle eziyetçekip öldürülmemiş olsun. "Ömrümün sonundaöcümü alıp içimi soğutayım" diyen hünkâr, yedi ko-mutanım bir kaç bin askerin başına koyup, Kö-roğlu'nun üstüne gönderdi.
      ADAMLAR: Rum ilinden dönen askerlerin te-laşı evdekilere kadar ulaşmıştı. Suhan, eliyle göz-lerini silip başım salladı.- 
      Sahipsiz kalan Çamlıbel'i viran ediyorlar, diyebağırdı. Hünkâra mert düşman denemez, sözü mertbir söz değil.
      Kalkan lanet eder bir tonda:-

      Türkmenin yurdunu viran etmeyen mi var?dedi.

      Akmurat katıldı: 
      
     Sen, Vas'ın söylediklerini söylüyorsun, Çam-hbel viran oldu, Köroğlu öldü! Nobat'ı dinleyin,anlat,Nobat!

     Nobat, Kalkan'ın haline üzüldü. Bu adamınmaksadı ne ki? O, Köroğlu beyin ölümünü dinlerkenise, tek dizinin üzerine oturmuş, yiğitçe üzü-lemiyordu. O sırada da kederini oturanlara his-settiriyordu. Bunların oluşunda gizli, sevimsiz birneşe duydu.
     KÖROĞLU: Hünkarın gönderdiği asker, Yıldızdağına ulaşmıştı. Köroğlu'nun yaşadığı mağarayatekrar tekrar hücum ediyorlardı. Acaba Köroğluyaşlandım deyip düşmana teslim olacak mı, diyebekliyorlardı. O, yıldız görünce kırk yarası açı-lıyorken, düşman görünce kanı kaynayıp, gözü kı-zarıp, gücü kudreti artıyor, gerçekleşmesi mümkünolmayan şey gerçekleşiyordu. Şimdi de mağaranınağzında avını yakalamış kartal gibi kabarıp oturuyor,titremiyor bile. Silahlarını da eksiksiz kuşanmış: altınyakalı kaput mu dersin, kalkan, kılıç, balta mı dersin;hiçbir eksiği yok. Yaklaşan kızılbaşların kellesini yu-varlayıp duruyordu. Fırsat buldukça da eline sazınıalıp alıp azgın develer gibi coşuyor, düşmanlarameydan okuyordu. Kırata altın eğer takıp, Çamlıbelçölünde koşturarak meydana çıkışını, düğün ve eğ-lencelerde at sürüşünü anlatıyordu. Söyleyecek ol-duktan sonra, Köroğlu'na söz mü dayanır. Ömürkervanının sona erişine üzülüyordu.
       NOBAT : Sen akıllıymışsm Köroğlu. Yaşlılıksenin aklını almamış. Bu dünyanın kimseye baki ol-madığını, öbür dünyaya gidenlerden hiçbirinin dön-mediğini, dönmeyeceğini söylediğinde haklıydın.Nâmerdin yüzünün kara olduğunu, merdin sö-zünün hakik" olduğunu söylediğinde haklıydın. Sengerçek gibi yaşadın, ölümü de öyle karşıladın. Senidiri diri ele geçiremeyen düşman, sana nişan alıp bintüfekten ateş açtı. Dağlar taşlar sarsıldı, bedenindesayısız yaralar açıldı.
      Nobat, bir an sendeledi. Kırat'a doğru tekrargeldi ve şöyle dedi: "Köroğlu, Kırat'i yâd etmedenölmez. Dede, senin aklına gelmeyen sözleri ben bul-dum. Oturanlara anlatmam için izin ver!"
     Köroğlu son nefesinde nara atıp Kırat'ı çağırdı:"Yoldaşım, arkadaşım, kötü günde vefalı dostum;Kırat, gel!" Hayvan yetişemedi. Hünkârın askerisenin başını vurduğunda Kırat'ın geldi. Ağzınıhamut gibi açıp feryat ederek düşmana hücum etti;kimini yıktı, kimini yendi. Saldırırken attan düşen kı-zilbaşın mızrağı göğsünün bir yanından girip öbürtarafından çıktı. Hayvan yıkılmadı. Senin bu-lunduğun mağaraya geldi. Başsız, kana boyanmışvücudunu gördü. Elinden ayağına kadar, baştan.aşağı kokladı. Tıpkı ak süt veren, yetiştirip büyütenana gibi, gözlerinden kanlı yaşlar dökerek acı acı kiş-nedi. Çırpınıp kanını akıtarak, dört yana koştu. Dağ-ların başına çıkıp kişnedi, derelere inip kişnedi. Do-lanıp geldi, senin cesedin üstünde dağ ve dereleriinletip yine kişnedi. Sesinden dağdaki hayvanlar,kurtlar imdada geldiler. Figan ve feryadını iline ulaş-tırıp senin naaşının yanında çabalayıp can verdi.
      Hey, hayvan, senin vefân insanınkinden fazlaoldu. Suhan başını salladı. Bu muazzam vefayı hay-vanın kalbine koyan insan, sen vefasızlığı neredenöğrendin?!
      Nobat, birden düşünmeye daldı. Yiğit Kalkangibi heyecanlı kahramanlar, dâima Köroğlu beyinsavaşlardaki gözüpekliğini methediyorlar. Met-hetmeye kalırsa ,onun başka meziyetleri de var veoldukça çok...
        Nobat. Kıssayı uzattı. Köroğlu, babası Cıgalıbeyin vasiyetini yerine getirerek yaşamıştır. Acı-masız zor günlerde yurdunu terketmemiştir. Mert-lerle oturmuş, ilim irfan sahipleriyle fikir alış-verişinde bulunmuştur. Ölünceye kadar kötü,namert insanlarla dost olduğu görülmemiştir. Yaş-lılardan nasihat almış, iyiyi kötüyü bilmiş, halkınınyaptığı işten geri kalmamıştır. Aç olana yemek ver-miş, karıncaya bile zarar vermemiştir. Halkını gö-rünce sevinmiş, akıl verildiğinde dinlemiştir. Birgarip ağlıyorsa yanında gülmemiştir. Misafire sövüpmertle dövüşmemiştir. Ayrıca hiçbir zaman kaçanıkovalamamıştır. Adze zulmetmemiştir.
      Nobat, kıssayı bitirdi:- Köroğlu'nun Ağayunus perisi, ailesiyle Yıldızdağına geldi. Çamlıbel halkı da küçüğünden büyüğüne çıkıp geldi. Bir de ne görsünler, Köroğlu'nunyattığı mağaranın ağzında bir sürü leş dağ gibi yığılmış. Köroğlu başsız yatıyor. Başucunda Kıratkana boyanmış halde uzanmış yatıyor. Büyük il, yüzbin âh ve figanla Köroğlu'nun cenazesini defnetti.Kırat'a da tıpkı insanmış gibi hürmet gösterip Köroğlu'nun yanına gömdüler. Büyük il, arkadaki azimli, gözü pek komutanı yâd edip, yas bağladı.
      Nobat, dutarını yan tarafına bıraktı.
     Evin arka tarafından ağlayan bir kızın sesi du-yuldu. Hıçkırıkları çoğaldı. Ayak seslerinin tıpırtısı,süs ve takıların şakırtısı kafesten uzaklaşıp gitti.
     îçerdekiler kıpırdamadı. Adet üzre kıssayı an-latan bahşıya sağ ol deniliyordu. Şimdi onu da söy-lemediler.
     Kalkan:- 
     Duydunuz mu ağalar?! deyip, burun deliklerinihavayla doldurdu ve konuştu. Köroğlu'nun başı kesildiğinden beri Türkmen'de de baş yok.

      Suhan:- 

      Hey, kendi de başı da götürülmüştür, denildiğide çoktur. Bunda bir alâmet olmalı. Halk arasındasöylendiğine göre Köroğlu yeniden dirilecekmişdiye sohbet varya!

     Tam köşede, tane dolu çuvalın önünde uzan-mış yatan seyrek sakallı adam, sohbete katıldı.- 

      Hünkâr türedi, Köroğlu da türeyecekse tü-remeli.

      Akmurat:- 

     Yüreğim ol, Taylak dede! dedi. NadirkuluŞah'ın Hünkâr'dan aşağı kalır yeri yok. Türkmen'egelen düşman.

     Suhan oturmadan:
    
     Halk arasında söylendiği gibi, o rezilin aslr,soyu Türkmen'miş he? dedi.-
    Aslını hatırlayan var mı söyle... Köpekle kurdun da aslı bir.- Kalkan, hayvandan örnek verme. İnsan aslımhatırlamazsa olmaz.- 
    Süha n, otursana. Lak lak edip yaşlıların sözünükesmesene, aslını arayıp. Nadir'in kalbine merhamet koyarım zannetme. Kızılbaşta merhamet,acıma olmaz.

   Kalkan'ın gözleri keskinleşti:-

   Ey dostlar, şu anda Nobat kıssa anlattı. Ondanders alm. Düşman, Köroğlu'nun başını alıp cesediniattı gitti. İşte o atılanla naaş biziz! Başımız düşmanelinde. Bugün Nadir Hünkâr olursa, başımızNadir'in elinde demektir. Kıssadan mana çıkarın dakabiliyeti öldürmeyin. Nobat, can ömrün uzunolsun, anlattın, düşünecek olan düşünür.

   Çenesini dizine dayayıp kıssa dinleyen gençyiğit, o anda da sabırla Kalkan'ı dinledi. Kalkan'ın gö-zündeki kıvılcım, onun gözüne geçti. Genç yiğidinkalbi nemli toprak ise, Kalkan'ın sözleri, o toprağadüşen tohum tanesiydi.
   Nobat'ın kalbine sevimsiz, tatsız bir ağırlıkçöktü.Ortaya sofra atıldı. Oturanlar, önlerine konulantabağa isteksiz isteksiz baktılar.

--------------------------------------------------------------------------------









Kaynak: ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/11828,tirkiscumageldiyevpdf.pdf







Haber okunma sayısı: 3124

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

iste-geldim-yildiz-dagi

İşte Geldim Yıldız Dağı

04 Nisan 2019 Perşembe 14:36
aglarim-bu-hicrana-yildiz-dagi

AĞLARIM BU HİCRANA YILDIZ DAĞI

06 Mayıs 2014 Salı 12:26
yildiz-koyu

Yıldız Köyü

15 Temmuz 2013 Pazartesi 14:29
koroglu-yildiz-daginda-

Köroğlu Yıldız Dağında

22 Haziran 2013 Cumartesi 10:21
silaya-ozlem

SILAYA ÖZLEM

08 Haziran 2013 Cumartesi 17:25
yildiz-dagi-

Yıldız Dağı

14 Nisan 2013 Pazar 15:34

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

SİVAS - HAVA DURUMU

SIVAS